“Soğuk erken gelmiş bir kış rüzgarı kadının üstüne esti, etrafında sadece ölü yapraklar döndü çılgınca.”
Kendimde çoğu aşağılık hareketi barındırmadığımı, içten gelen bir tiksintiyle, ayrıca bir çabaya gerek duymadan onlardan yüz çevirdiğimi biliyordum. Yine de hayatın hiç beklemediği bir vakit, insanı kendine yabancılaştırıp düşman kıldığını anlar olmuştum zamanla. Bu yüzden kendime karşı şüpheciliğimin, yaşama olan güvensizliğimin sonu yoktu. Ki zamanla haklı çıktım ve bu korkunç farkındalık bile beni ondan uzak tutamadı.
Sonbahar başlangıcında hiç olmak istemediğim bir etkinlikte karşılaştık. Çevresindekilerden sakındığını açıkça belli ettiği ilgisini, bana yönelttiği kaçamak bakışlarıyla sezdiriyordu. Herhangi birinin fark etmesinden korktuğum kadar, oynamak istediği bayağı oyunlarına, beni dahil etmekte ısrar edişindeki o cüretkarlığına duyduğum tiksinti de tüm gayretlerini büyük bir kayıtsızlıkla karşılamama sebep oluyordu. Onun kibrini gördükçe kusacak gibi oluyordum, bir de yanıbaşında tüm zarafetiyle onu dinleyen kadını görüp kendimi düşündükçe. Gerçekten acınası bir varlıktım. İçinde bulundukları tabloya bakıp gülünç mutluluklarım hatırıma düştükçe başka türlüsü gelmiyordu aklıma. Bu yüzden her ne kadar güç olsa da benim için, onun gözleriyle hissettirmeye çalıştığı varlığını unutup günü kurtaracak türlü sohbetlere dahil olma derdine düştüm. Yüzme bilmeyen birinin suda yapacağı faydasız çırpınışlar misali, onu görmeme fırsat veremeyeceğim bir vaziyette konumlanıp yalnızca saatlerin daha çabuk geçmesini dilemeye başladım.
Bu sırada neden bahsettiğini tam olarak anlayamadığım yaşlıca bir kadın, karşımda oturmuş kendi gençliğinde ortalığı kasıp kavuran birkaç ünlü şarkıcıdan söz ediyordu bana. Söylediği isimleri tanımıyordum. Ama gerçekten merak ediyormuş gibi dinledim onu. Neredeyse 2 saat boyunca anlattıklarına bakılırsa, şu anki halinden memnun olmadığını sanmıyordum ancak zaman, sadece bedenine hükmedebilmiş gibi görünüyordu. Gülümsediğinde yüzünde beliren çizgilerin, ellerime uzanan titrek ellerinin aksine ağzından dökülen kelimeler, şimdiye ait değildi. Geçmişin hüznü ve neşesi parıltılı bir haleyle etrafını sarmıştı. Göz alıcı ancak bir o kadar da canımı sıkan bir havası vardı. İleride acı bir yansımasıyla karşılaşabileceğim gözlerle bakıyordum ona. Anlamaz, sıkılgan, hayli etkilenmiş ancak umursamayan. Zihnimdeki tüm bu karşıtlıklar karşı bile koymadan beni olduğum yere sabitledi. Böylece uzun bir süre onun geçmişiyle oyalanmak zorunda kaldım. Ta ki artık ikimizin de hatırlamaktan bitap düştüğü sırada karısıyla birlikte o yanımıza gelip her zamanki becerilerini ortaya dökene kadar. Sahte gülüşü, içten sanılabilecek tavırlarıyla daha tanışır tanışmaz yaşlı kadını kendine hayran bırakmayı başardı. İltifatları ve aşırıya kaçmayan nüktelerinin yaydığı titreşimler, kadının yüreğindeki gençlik ateşini harladı. Sesi az öncekinin aksine daha canlı daha neşeli çıkıyordu. Karısı da ben de durmuş, sessizce onları izliyorduk. Yalnız ara sıra bir iki kelime ederek diyaloglarını dinlediğini nazikçe belli edip geri çekiliyordu kadın. Kocasının etkileyici tezcanlılığının yanında, onu tamamlayan durgun bir vakarı vardı. İkisi birlikte bir madalyonun iki yüzü gibi göründüler bana. Ve diğer yüzü görmeden baktığım yüzün nafile olduğunu idrak edememiş olmama içerledim bir kez daha.
Tüm konuşmalar sırasında olabildiğince gizlemeye çalışmıştım gözlerimi ondan. Etrafımız iyice kalabalıklaşmış, muhattap olabileceğim insan sayısı artmıştı. Çembere eklenen her bir silüet beni ondan daha çok uzaklaştırıyor gibiydi. Bir zamanlar sevilmenin sarhoşluğuyla arzuladığım tek bir kişi uğruna yüz çevirdiğim diğer tüm yabancı bedenler, şimdi beni onun yanıltıcı tuzağından koruyan bariyerlere dönüşmüştü. Başka sesler duyup sesini unutmak, farklı yüzler görüp yüzünü aklımdan çıkarmak istiyordum. Boşuna bir çabaydı ancak yine de o geceyi sonlandırmaya yetebileceğini düşündüm. Yavaş yavaş son enerjimi de tüketen sohbeti noktalayıp ısrarı yüzünden o gece orada olmama sebep olan arkadaşıma veda ederek ayrıldım oradan.
Dışarıda yazın son günlerinin nahoşluğu vardı hala. Yanmış tenimi okşayıp geçen serin bir rüzgar, yere düşen tek tük yaprakları savurdu. Belli belirsiz bir yağmur kokusu geldi burnuma. Bir an için kendimi huzurlu olmaya yakın hissettim. Ama her seferinde nedensiz gelen bu zamanların, ansızın geçip gidişine alışır olmuştum. Bu yüzden o tanıdık sıkıntıya, habersizce yeniden ve yeniden çekilmeden önce ben kendimi uyandırdım ve bu geç saatte yoldan bir taksi çevirip çeviremeyeceğimi düşünmeye başladım. Çıkmadan taksi çağırmalarını istememe gafletine düşmeme rağmen tekrar içeri girip aynı yüzlerle karşılaşma riskini de alacak durumda değildim. Bu yüzden biraz ilerleyip ana caddeye çıkmaya karar verdim. Birkaç dolu taksi geçti. Bir tanesi de boş olmasına rağmen durmadı. Gecenin ayazında bunun daha ne kadar sürebileceğini düşünüyordum. Gittikçe yorgunluk çöküyordu üzerime. Üstelik caddenin gürültüsü, gecenin kargaşasında şişmiş başımı iyice ağrıtıyordu. O yüzden olmuş olacak ki bana yaklaşan adımlarını da fark edemedim onun. Sessizce arkamda dikilmişken parmaklarının ucuyla, kolumdan yavaşça geriye çekti beni. İrkildim.
– İyi misin? Çoktan gittiğini düşünmüştüm, yetişemedim diye hayıflanıyordum hatta, dedi. Usulca kolumu elinden kurtardım. Elinin bir süre az önce kolumun olduğu yerde asılı kaldığını hissediyordum. Ama bakmadım ona.
– Gayet iyiyim. Hava hoş geldi, biraz yürüyüp taksiye bineyim diye düşündüm. Yani bir sıkıntı yok.
– Anlıyorum, dedi. Biraz bozulmuştum. Hiçbir zaman anlamayacağını biliyordum. Sadece birkaç saniyeliğine, önceden içimde bir yerde derinlerime dokunan bir keder dalgasının yüzünden ansızın silinip geçtiğini gördüm. Gece boyunca takındığı düzenbaz ve mide bulandırıcı davetkar ifadeden hayli uzak, şaşkın ve boş gözlerle baktı bana. Onun bu beceriksizliği iyice sinirime dokundu ve nefretim, içinde bulunduğum durum karşısında duyduğum utanç o kadar büyüdü ki, tüm hücrelerime sinmiş kayıtsızlığımı dahi aşıp devasa bir ağırlıkla gözlerime doldu. Karşısında daha fazla duramadım. Hızlıca iyi geceler diledim ve cevabı beklemeden arkamı dönüp cadde boyunca yürümeye başladım. Hissetmekten yorgun düşmüş bedenimi, ayakta tutabilmek için olağanüstü bir çaba sarf ediyordum. Her bir zerrem, gecenin karanlığına talihsizliğimi haykırmak ister gibiydi. Yaşlar yanaklarımdan usul usul süzüldü. Eve gidinceye kadar ve loş koridorlarda güç bela ilerliyorken durmadan döküldüler. Bir şeylerin durulması için zaman gerektiğini biliyordum ama gücüm tükenmişti artık. Bu yüzden bütün gün sıcaklığını aradığım yatağıma atabildiğimde kendimi, ihtiyacım olan uykunun bir an önce beni bulmasını diledim ama her şeye inat gelmedi. Oysa her şeyin geçici de olsa dinebileceğini düşünmüştüm, en azından bir süreliğine uyursam suçlamayı bırakırım diyordum, belki yarın farklı hissederdim. Benim için zaman ancak böyle geçerdi. Fakat uyuşmuş bedenim dehşetle sarsılmaya devam ederek buna izin vermedi. Uyku zihnime sızamadı ve ben, yarın tekrar bürünüp kaskatı kesileceğim kayıtsızlığa varmadan önce, kimselerin duyamayacağı o acınası sitemlerime boğdum kendimi. Artık gerçekten gücüm kalmadığında da yarı aralık gözlerle seçebildiğim son şey, odamı aydınlatan dolunayın göz alıcı görüntüsü oldu.
