Posted on: Temmuz 21, 2025 Posted by: Hukukçu Geyiği Editör Ekibi Comments: 0

   Çağımızın birey anlayışı oluşmaya başlamadan önce Orta Çağ felsefesinde insan, tanrının suretinin alelade bir yansımasıdır. Günahkar olarak tanrı katından düşen insan, ancak tanrının emirlerini yerine getirerek günahlarından kurtulur. Dolayısıyla insan, kendi aklıyla doğruya ve hakikate ulaşamaz; ancak tanrıya itaat ederek ulaşabilir. Orta Çağ’ın  skolastik düşünce ile temellendirilen insan anlayışı, yerini rönesans döneminin başlaması ile hümanizm ve çağdaş birey anlayışının temeli olan soyut insan anlayışına bırakmıştır. Birey temelli anlayışın ilk pratikleri; Avrupa’da feodal sınıfların yavaş yavaş egemenliğini kaybetmeye başladığı, ilk burjuvazinin etkilerinin görülmeye başlandığı Kuzey İtalya ve Hollanda şehir devletlerinde görülmeye başlanmıştır. Kapitalist dönem öncesi feodal toplumsal bağlar, burjuvazinin sermaye birikimini ve emek gücünün satılmasını engellediği için bu yeni düşünce oluşmaya başlamıştır. Bu durumda ifade etmek gerekir ki bu anlayış, Batı merkezli Avrupai düşüncenin bireye verdiği sözde değerden dolayı veya Avrupa merkeziyetçi düşünceye göre Avrupa’nın, medeniyetin temeli varsayıldığından dolayı ortaya çıkmamıştır. Günümüze kadar gelen bu insan düşüncesi tamamen sosyal, siyasal ve ekonomik dönüşümün bir sonucudur.Çağdaş birey düşüncesi; etkilerini rönesans dönemi resim, heykel, edebiyat ve düşünce alanında göstermiştir. Bu eserlerde rasyonel ve akıl yürütme esaslı, kendi kararlarını toplumdan soyut bir şekilde verebilen birey görüntüsü verilmiştir. Liberal insan kurgusu, burjuvazinin bu dönemde verdiği eserleriyle tüm tarihi etkileyerek evrenselliğini sağlamıştır. Daha sonrasında tarihin akışı içinde, liberal birey John Locke, Adam Smith,John Stuart Mill ve Bentham gibi liberal görüşten konuşan felsefecilerin katkılarıyla günümüzdeki formunu almıştır. Liberal bireyin tarihin akışı içinde nasıl geliştiğini anlattığımıza göre liberal bireyin bize sunduğu gerçekliğin ne olduğunu ve bu gerçekliğin ne derece tutarsız olduğuna değinelim.

   Liberal söyleme göre birey, aklını araç olarak kullanarak rasyonel bir şekilde tercihler yapar. Bu seçimlerinde ise her zaman hazlarına koşarak kendi faydasını maksimize eder.Bu durumda her bireyin bulduğu kendi doğruları vardır.Bu durumda bu görüşe göre, her bireyin kendi doğruları var ise herkes için geçerli olan tek bir doğru yoktur; ancak her bir özne için ayrı ayrı doğrular olabilir. Kesin bir doğru olmadığına göre etik değerler faydasını maksimize eden her bir birey için farklıdır.Bir örnek vermek gerekirse bir fabrika sahibi, kendi çıkarını korumak için çevreyi ve doğayı kirletebilir çünkü liberal kurgunun amacı bireysel menfaati yüceltmektir. Toplumdaki her insanın rasyonel faydasını korumaya çalıştığı bu ortamda üzerinde kolektif olarak birleşebilecek, uğrunda savaşabilecek bir değerde kalmamıştır. Bireyin üzerinde mücadele edecek bir değeri kalmamışsa toplumdan soyutlanmıştır. Kararlarını toplumdan,etnik kökeninden,kültüründen, aile ve ekonomik durumundan soyut olarak özgürce alır.Bu durumda birey yoksulsa bu yoksulluğun baş sorumlusu kendisidir. Hatta fakir bir ailede doğan bir insan için dahi, yoksulluğunun sebebinin kendi yetersizliği olduğunu veya ekonomik durumu nedeniyle emeğini satmak zorunda kalan işçinin açlık sınırının altında çalışmasını dahi kendi tercihi olduğunu söyler. Bu durumda liberallere göre toplumdan soyut olarak yaşadığımız her türlü ekonomik ve çevresel baskıdan uzak, tamamen özgürce kararlarımızı verdiğimiz hayatımızda, hukuk fakültesinde derse girmek yerine tatile gitmeyi tercih edebiliriz. Liberal söylemin bize sunduğu gerçeklik budur. Öncelikle insan, seçimlerinde tamamen hazlara koşan basit bir varlık değildir. İnsan bireysel faydasına aykırı seçimler yapabilir çünkü insanın seçimlerinde, toplumsal ilişkilerden etkilenerek edindiği ideolojisi, adalet anlayışı, ekonomik durumu ve kendi ahlaki ilkelerinin etkisi vardır. Bu durumda insanın seçimleri toplumsallıktan soyut olarak düşünülemez, aksine her insan toplumsallığın biçimlendiği alandır. Dolayısıyla seçimlerimizin rasyonaliteye dayalı olarak olması mümkün değildir. Aynı zamanda hayatımızda olan etik değerler, herkes için geçerli olan evrensel değerlerdir. Bu yüzden liberal kurgunun dediği gibi her birey için ayrı ayrı doğrular yoktur. Kapital bizi biz yapan değerlerimizi koparmaya çalışıp tamamen haz odaklı bireyi hedeflemiştir. Bu durumda hedeflenen birey; toplumda bir adaletsizlik meydana gelse bile etik değerlerden ve kolektiflikten uzak, faydacı, bireysel düşündüğü için tepki göstermeyecektir. Liberal birey kurgusunun ne derece tutarsız olduğunu örneklerle de vurguladığımıza göre, asıl amacının aynı ilk burjuvazideki gibi kapitalin kendi çıkarlarını korumaya çalışması olduğuna dikkat çekmek gerekir. Değişen sadece tarihsel koşullardır.

Ömer Faruk ÖZDEMİR

Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyorum. Siyasi tarih, siyasi düşünceler tarihi, sosyoloji ve ahlak felsefesi hakkında yazılar yazıyorum. Yazılarım bu konuların ilişkisini kurduğu hayatımızda ve toplumumuzda olan güncel sorunlara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşır. Yazılarımın amacı okura farklı bir bakış açısı kazandırmak olup herhangi bir ideolojiye veya gruba hizmet etmez.

Leave a Comment