Posted on: Ağustos 18, 2025 Posted by: Hukukçu Geyiği Editör Ekibi Comments: 0

  Hukuk; hukuki pozitivistlerin yaptığı gibi sadece normlar, kurallar, kanunlar, ilkeler ya da kavramlar olarak ele alındığı sürece şekli bir soyutlamadan öteye geçemeyecektir. Bilgi hiçbir zaman gökten inmeyeceğine göre her bilgi bir amaç uğruna vardır. Hukuk bilgisi de böyledir, siyasi ve sınıfsal bir amaç uğruna vardır. Marx’ın “Hukukun kendi tarihi yoktur.” derken hukuku sadece normlarla ele almamamızı ve hukuka “nasıl” sorusundan ziyade “neden” sorusunu sormamız gerektiğini bize anlatır. Çünkü hukuki ilişkiler hiçbir zaman salt hukuki ilişkiler değillerdir. Birtakım sınıfsal, politik ve ekonomik ilişkilerin sonuçlarıdır; bunlar belirli bir ideolojik eksende var olur ve yorumlanır.

  Hukukun kendisinin bir ideolojiye sahip olmasıyla hukukun kendisinin bir ideoloji olması farklı şeylerdir. Hukukun ideolojisi olması demek, hukukun egemen ideolojiyi yansıtması demektir. Marx’a göre ideoloji, üretim ilişkilerinden kaynaklanır ve hâkim sınıfın bir aracıdır. Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda egemen düşüncelerdir. Başka bir deyişle, toplumun egemen maddi güçleri elinde bulunduran sınıf zihinsel üretim araçlarını da emrinde bulundurur. Günümüz hâkim üretim tarzı kapitalizm olduğundan hukuk, kapitalist üretim tarzının yeniden üretilmesi için gereken ideolojilere sahiptir.

  Hukukun kendisinin bir ideoloji olması ise hukuk ideolojisi olarak adlandırılır. Hukukun bizatihi kendisinin bir ideoloji olduğunu anlatır. Hukuk ideolojisinin tanımlama, gizleme ve meşrulaştırma gibi temel işlevleri vardır. Hukuk, modern devleti çoğunlukla hukuk devleti olarak tanımlar. Hukuk devleti, liberal hukukun izlerini taşır. Kapitalist toplumdaki hukuk ideolojisi; yaşam, özgürlük ve mülkiyet ilkeleriyle bireyin özerkliğini temin ederken, bunun güvencesi olarak da hukuk devletini zorunlu kılar. Bireyin özgür olması emeğin metalaşması için önemli bir etkendir. İşçi kendi özgür emeğini işverene irade serbesti içerisinde, sözleşmeye dayanarak satabilmelidir. Hukuksal “özgürlük” bireye piyasa koşulları içerisinde özgür olduğu varsayımı sayesinde emeğin sömürülmesini hukuksallaştırmaktadır. Bu kapitalizmde artı değere “rıza” ile el konulmuş gibi göstermenin yollarından birisidir. Burjuvazinin artı değere el koymasını sağlayan önemli unsurlardan birisi de liberal hukuk tarafından kutsanan mülkiyet hakkının kapitalistlere üretim araçları üzerinde özel mülkiyet hakkını sağlıyor olmasıdır. Üretim araçlarından yalıtılan işçi metalaştırılan emeğini satmak durumunda kalacaktır. Poulantzas, hukukun üretim araçlarından kopartılmış bireyler için tutarlı bir çerçeve oluşturduğunu, söz konusu bireylerin yeniden birleştirildiği siyasal alanı ve birleştirilme şeklini belirlediğini ileri sürer. Dolayısıyla hukuk kapitalist üretim ilişkilerinin içerisindeki tüm çelişkilere rağmen “normalleşme” sürecini belirler.

Kapitalist hukuk, halkın içindeki gerçek farkları maskelemez ve farkları belirginleştirerek onları meşru kılar.

  Hukuk, sınıflar arasında yatan eşitsizlikleri gizleme işlevine de sahiptir. Var olan eşitsiz gelişimin korunmasına çeşitli hukuk kuralları vesile olurken somut bir örnek olarak İngiltere’nin 1723 tarihli Waltham Black Yasası örnek gösterilebilir. Yasa mülkiyete karşı işlenen suçlara yeni ölüm cezaları getirmişti.

  Hukuk, aynı zamanda meşrulaştırıcı bir etkiye de sahiptir. Kendisini sınıfsal ve siyasal ilişkilerden ayıran hukuk, özerk bir alan olduğunu iddia eder. Politik mücadeleler karşısında kendisinin bağımsız ve tarafsız olduğu yanılgısını yaratır. Hukuk; rasyonel, adil, soyut ve genellik iddialarıyla kendi kendisinin meşruiyet dayanaklarını oluşturur. Muhataplarına, tüm eşitsizliklere rağmen, sınıfsal eşitsizlikleri meşrulaştırıcı etkisiyle kabul ettirebilirken sahip olduğunu iddia ettiği vasıflarıyla kendi meşruiyetinin temelini oluşturup bireyleri hukuk normlarına uymaya ve kendileri için bağlayıcı olduğunu kabule zorlar.

  Althusser’e göre ise hukuk, hem devletin baskı aygıtı hem de devletin ideolojik aygıtıdır. Devletin baskı aygıtı zor kullanarak işlerken devletin ideolojik aygıtları (DİA’lar) ideoloji kullanarak işlerler. DİA’lar üretim ilişkilerinin yeniden üretimini sağlarlar. Yani hukuk, kapitalist üretim ilişkisinin yeniden üretiminde hem bir baskı aygıtı hem de ideolojik aygıt olarak hizmet eder.

  Sonuç olarak hukuku anlamlandırabilmek için sadece hukuk normlarına bakmak basit bir soyutlama olacaktır. Belirli bir iktidar ilişkisi çerçevesinde hukuka “neden” sorusunu yönelttiğimizde, hukukun nesnesine konuştuğumuzda birtakım cevaplar bulabiliriz.

Anıl TASMACI

Merhaba ben Anıl. 23 Haziran 2003 Ankara doğumluyum. Doğma büyüme Ankaralıyım. Ankara Atatürk Lisesi 136. dönem mezunuyum. Hacettepe Hukuk Fakültesinde 3. sınıf olarak devam etmekteyim. Daima Gazetesi bünyesinde yazıp çiziyorum. Genel olarak siyaset, hukuk, ekonomi-politik ve ideolojiler üzerine okuyup yazıyorum.
Umarım yazdıklarımı keyifle okursunuz.

Leave a Comment