Posted on: Mayıs 6, 2025 Posted by: Hukukçu Geyiği Editör Ekibi Comments: 0

Zeki Demirkubuz(d.1964,Isparta), Türk sinemasının en kendine has yönetmenlerinden biri. Sinemasını, kendi hayatının ve gözlemlediği gerçeklerin filtresinden geçirerek oluşturan bir anlatıcı. Genç yaşta hapishaneye düşmesi, Dostoyevski’yle orada tanışması, varoluşçu düşünceye ilgisi ve sokaktaki insanı anlatma arzusu onun sinemasının temel yapı taşlarını oluşturuyor. “Masumiyet”, “Kader”, “Yeraltı” ve “Yazgı” gibi filmlerinde, toplumun kıyısında kalmış insanları, suskunlukları, pişmanlıkları, kıskançlığı ve ihaneti tüm ”çıplaklığı” ile göz önüne seriyor. Onun sineması, abartılı dramatizasyonlardan, büyük sözlerden ve gösterişli anlatımlardan uzak; aksine, insanın en yalın hâline odaklanan, samimi ve derin bir sinema anlayışına dayanıyor.

Zeki Demirkubuz’un yedi yıl aradan sonra çektiği Türkiye’nin Oscar adayı “Hayat”, tematik olarak yönetmenin önceki filmleriyle benzer bir çizgide ilerlese de insan portrelerine yaklaşımı açısından belirgin bir kırılma gösteriyor. Diğer filmlerinde hakim olan derinlik, imgesel bir şekilde ”Hayat” filminde sessizliğe dönüşüyor. Bu değişim, onun sinemasında yeni bir dönemin habercisi olabilir. Bu yeni dönemin eskiyi aratacağından endişe duyanlar arasındayım. Oyuncu seçimi, karakterlerin derinlik olgusunun zayıflığı ve Demirkubuz sinemasında alışık olmadığımız bir final sahnesi filmin başlıca eleştirileri arasında yerini alıyor. Her ne kadar dolambaçlı yollardan geçilmiş olsada ”mutlu son” Demirkubuz sineması sevenlerin alışacağı bir durum değil. 

“Hayat”, Demirkubuz’un sinemasına aşina olanlar için tanıdık unsurlar içerse de önceki yapıtlarının derinliğine ulaşmakta zorlanıyor.  Genç bir kadın olan Hicran’ın, ailesinin zoruyla nişanlandırılmasından kaçışını ve bunun sonucunda yaşadıklarını konu alan film, anlatı açısından tekrar eden bir döngüye sıkışıyor. Demirkubuz, “Hayat”ta da karakterlerini büyük olaylar içinde değil, kendi iç dünyalarının çeperinde anlatıyor; ancak bu kez karakterlerin içsel yolculukları yeterince katmanlı ve etkileyici bir şekilde işlenmiyor. Hicran’ın yolculuğu, hem fiziksel bir kaçışı hem de içsel bir uyanışı temsil etmek istese de verilmek istenen mesaj yerine ulaşmakta zorluk çekiyor.

Demirkubuz’un sineması genellikle insanın içsel hesaplaşmalarını görünür kılmaya dayanır. Ancak “Hayat”, bu hesaplaşmayı yeterince derinleştiremeyen bir anlatı sunuyor. Filmin karakterleri, genellikle konuşmaktan çok susan, hayata karşı bir türlü kendini ifade edemeyen, duygularını derinlerde yaşayan insanlar olarak sunuluyor. Fakat bu suskunluk, yer yer karakterlerin motivasyonlarını belirsizleştirerek izleyiciyi uzaklaştırıyor. Yönetmen, Hicran’ın hikâyesini anlatırken bir yandan da toplumsal yapıyı, özellikle de kadının konumunu eleştirel bir gözle incelemeye çalışıyor. Ancak film, bunu önceki yapıtlarındaki kadar güçlü bir anlatı diliyle gerçekleştiremiyor.

“Masumiyet” ve “Kader” gibi filmlerde de gördüğümüz gibi, Demirkubuz sineması bireyin dünyasını merkeze alırken arka planda güçlü bir toplumsal atmosfer kurar. Ancak “Hayat”, bu atmosferi inşa etmekte zorluk çekiyor. Film; aile baskısı, geleneklerin ağır yükü ve bireyin özgürleşme çabası gibi temalara odaklanıyor olsa da bu unsurlar etkileyici bir bütünlük içinde sunulamıyor. Özellikle diyalogların doğallıktan uzak olması ve karakterlerin iç dünyalarını yansıtan sahnelerin tekrar eden yapısı, filmin dramatik gücünü zayıflatıyor. Demirkubuz’un önceki filmlerinde gördüğümüz güçlü karakter portreleri, bu filmde yerini yüzeysel bir anlatıya bırakıyor. 

Sonuç olarak, “Hayat”, Zeki Demirkubuz’un sinemaya bakışını sürdürmek isteyen bir film olsa da önceki yapıtlarının gücüne ulaşamayan, sinematografik açıdan eksiklikler barındıran bir çalışma. Büyük anlatılardan kaçınarak insanın iç dünyasına odaklanma çabası bu kez yetersiz kalıyor. Yönetmenin filmografisine bakıldığında “Hayat”, onun klasik çizgisini korumaya çalışsa da dramatik yoğunluk ve karakter derinliği açısından zayıf bir yapıt olarak öne çıkıyor. Demirkubuz, insanı anlatmaya devam etse de bu kez onu gerektiği gibi derinleştiremiyor. Sessizlik, derinliğin ağırlığında kayboluyor…

Türkiye’nin Oscar adayı olan ”Hayat” her ne kadar Demirkubuz sinemasının yolundan sapmış gibi görünse de uğrak noktası olarak görmeyi yeğler, yönetmenin bir sonraki eserini sabırsızlıkla beklemeyi herkese tavsiye ederim. 

Baran BAŞTAŞ

Kırkbirincigün yalnızlığında huzursuz.

Leave a Comment