EV

Posted on: Ekim 20, 2026 Posted by: Hukukçu Geyiği Editör Ekibi Comments: 0
 Nedir bu ağacı böylesine tutkuyla toprağa bağlayan? Toprağın bereketinden mi? Oysaki daha tohumken kimi bereketli toprakları bırakmış, bu küçük çukura yuvarlanmış. Önce biraz dar gelmiş; kimi zaman şikâyet etmiş, kimi zaman toprağın kuruluğundan bunalmış. Kimi zaman toprak onu o küçük çukurda kargalardan korumuş, kimi zaman toprağın çatlak duvarlarından sızan güneş ışığıyla ısınıp verdiği suyla serinlemiş.
 Gel zaman git zaman, tohum toprağın her zerresine âşık olmuş. Kökleriyle toprağa sarıldıkça sarılmış, tutundukça tutunmuş. Önce derinlere doğru büyütmüş aşkını. Sonra aşkının büyüklüğünü göstermek için dışarıya doğru büyüdükçe büyümüş, genişledikçe genişlemiş. Bu küçük çukur evi olmuş. Kimi zaman gövdesine konan kuşların, köklerini gıdıklayan böceklerin, uzak diyarlardan gelen bulutların hikâyelerini dinlerken başka yerleri merak eden koca çınar; geceleri esen rüzgârda toprağına sığınmış.
 Benim içimdeki koca çınar ağacı da evi sevdiği nesnelerde, insanlarda, alışkanlıklarında, en çok stres eden şeylerde ve hiç yaşamadığı hayallerinde bulmuş.
 Kusursuz olanı değil de; yaralı, buruşuk, biraz çirkin ama hep aynı alışıldık hissi veren şeyleri bulmuş. Belki de tüm bu kusurlarla gelen “biriciklik” hissindendir. Kusursuz olanın hep bir kopyası bulunurken kusurlu olanın eşi benzeri olmamasındandır. Ya da kusurlu olduğunun verdiği güvenle onu bir tek bizim seveceğimize olan inançtır belki.
 Mitski’nin de bir şarkısında söylediği gibi: Nothing in the world belongs to me but my love, mine all mine. Benim sevgim dışında dünyadaki hiçbir şey bana ait değil. Ve Küçük Prens’in gülünü özel yapan tek şeyin ona verdiği sevgi olması gibi, sevmediğimiz hiçbir şey de bize ait değil.
 Ev gibi…

Yağmur Sezin Karataş

Leave a Comment